
Türkiye’de 2025 yılında gerçekleşen 18 halka arz ile 45 milyar TL gelir elde edildi. 2024’teki 30’dan fazla halka arz sayısına kıyasla, işlem adedi ve gelirlerde belirgin bir azalma gözlemlendi.
Ernst & Young (EY) tarafından yayınlanan Küresel Halka Arz Trendleri 2025 Raporu, küresel halka arz piyasalarının genel performansını ortaya koydu. Rapora göre, makroekonomik ve jeopolitik belirsizliklerin hüküm sürdüğü bir dönemin ardından, 2025 yılı küresel halka arz piyasaları için daha dengeli bir tablo sergiledi.
2025 yılında küresel çapta toplam 1293 halka arz gerçekleşti ve 171,8 milyar dolar gelir elde edildi. Halka arz sayısında 2024’e kıyasla önemli bir değişiklik olmazken, gelirlerde %39’luk bir artış kaydedildi. Bu yükseliş, yatırımcı güveninin yeniden sağlandığını ve daha nitelikli arzlara doğru bir yönelim olduğunu işaret ediyor.
Halka arz ortamı, piyasa dinamiklerinin giderek karmaşıklaştığı, daha hızlı, değişken ve birbirine bağımlı faktörler tarafından şekillendirildiği bir yapıya büründü. Küresel halka arz piyasalarında gelecek yıllar için ihtiyatlı bir iyimserlik hakim olmakla birlikte, işlem sayısında istikrarlı bir artış potansiyeli de bulunmaktadır.
Geçtiğimiz yıl küresel piyasalarda yapay zeka odaklı şirketler ön plana çıkarken, değerleme endişeleri de talepleri etkiledi. Küresel hisse senedi piyasaları direnç gösterirken, gelirlerde ABD’deki büyük ölçekli teknoloji ve yapay zeka şirketleri başı çekti. S&P 500 ve Nasdaq gibi büyük endeksler, önde gelen teknoloji şirketlerinin güçlü karları, nakit akışı üretimi ve enflasyondaki olumlu gelişmelerden olumlu yönde etkilendi.
Piyasada oynaklığın zaman zaman arttığı gözlemlenirken, faiz beklentilerindeki değişimler, devam eden jeopolitik gerilimler, ticaret ve gümrük riskleri ile yapay zeka değerlemelerine ilişkin tartışmalar bu durumu tetikledi. Yatırımcılar, bu ortamda güçlü bilançolara, sürdürülebilir nakit akışlarına ve makro belirsizlik dönemlerinde yön bulma becerisini kanıtlamış şirketlere yöneldi.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa, Orta Doğu, Hindistan ve Afrika (EMEIA) Bölgesi, işlem sayısında küresel halka arz faaliyetlerine liderlik ederek toplamın %42’sini oluşturdu. Bölge, 2024’e kıyasla gelirlerde düşüş yaşasa da işlem sayısında hem Amerika kıtasının hem de Asya-Pasifik’in önünde yer aldı.
Avrupa bölgesinde işlem sayısı 131’den 105’e düşerek %20 gerilerken, getiriler ise %10 azalarak 17,3 milyar dolara indi. Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde ise Suudi Arabistan, hem işlem sayısı hem de getirilerde bölgenin lideri olmayı sürdürdü.
Amerika kıtası, hem işlem sayısı hem de getirilerde EMEIA ve Asya-Pasifik’in gerisinde kalsa da ABD küresel ölçekte halka arzlarda aktif merkezlerden biri olmaya devam etti. Ülke bazında bakıldığında işlem sayısında Hindistan birinci olurken, onu ABD ve Çin izledi. İşlem gelirleri açısından ise ABD ilk sırada yer alırken, onu Çin ve Hindistan takip etti.
Küresel ölçekte, sanayi sektörü %22, teknoloji-medya-telekomünikasyon (TMT) ise %21 payla gelirlere göre öne çıkan sektörler oldu ancak sektörel dağılım, bölgelere göre farklılık gösterdi. ABD’de TMT, gelirlerin neredeyse %40’ını toplarken, bunun büyük kısmı yapay zeka altyapısını destekleyen şirketlerden geldi.
Avrupa’da sanayi, finansal hizmetler, gayrimenkul-konaklama ile tüketici sektörlerini içeren daha çeşitli bir dağılım görüldü. Asya-Pasifik’te ise robotik, mobilite ve endüstriyel alanlarda yapay zeka sistemleri geliştiren büyük işlemler öne çıktı.
Yapay zekanın dönüştürücü etkisi belirgin olsa da, mevcut değerlemeler “balon etkisine” girilip girilmediği tartışmalarını alevlendirdi. Bu durum, özellikle yapay zeka şirketlerinin hisse senedi performansını belirgin şekilde etkileyerek piyasa duyarlılığının merkezine yerleşti. ABD’de büyük teknoloji şirketleri, 2025’te S&P 500 kazançlarının yaklaşık yarısını, birkaç mega ölçekli yapay zeka şirketi ise endeks artışının üçte birini oluşturdu.
Raporda, gelecek dönem için küresel halka arz piyasalarında ihtiyatlı bir iyimserlik hakim olduğu belirtilirken, çeviklik ve hazırlığı önceliklendiren şirketlerin başarılı bir şekilde konumlanabileceği vurgulandı. Daha öngörülebilir para politikaları, genişleyen yatırımcı talebi ve iyileşen makroekonomik göstergelerin, bu tabloyu destekleyebileceği ifade edildi.









