
Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi, tütün kullanımının ülke ekonomisine yıllık maliyetinin 24 milyar doları aştığını belirterek, sigara fiyatlarına yönelik dikkat çekici bir öneri sundu: Bir paket sigara 300 TL olmalı.
Tütünle mücadele stratejilerinin yeniden değerlendirildiği bu dönemde yapılan açıklamalar, sigaranın sadece halk sağlığını değil, aynı zamanda ülke ekonomisini de ciddi anlamda tehdit ettiğine işaret ediyor. İş gücü kayıpları, erken ölüm vakaları ve tedavi masrafları gibi dolaylı giderler de hesaba katıldığında, tütün kullanımının toplam ekonomik yükünün çok daha yüksek boyutlara ulaştığı belirtiliyor.
Geçmişte uygulanan fiyat politikalarının tütün tüketimini azaltmada önemli bir rol oynadığı vurgulanıyor. 2008 ile 2012 yılları arasında uygulanan istikrarlı fiyat politikaları sayesinde tütün kullanımında %14 oranında bir azalma yaşandığı ve bu süreçte kamu gelirlerinin arttığı ifade ediliyor.
2013 yılından sonra sigara fiyatlarının, satın alma gücü paritesine göre düşük kaldığı savunuluyor. OECD ve Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’deki sigara fiyatlarının oldukça uygun olduğu belirtiliyor. Yapılan araştırmalar, sigara fiyatlarında %10’luk bir artışın tüketimi %8 oranında azalttığını gösteriyor; ancak son yıllarda fiyatlardaki artışın, enflasyon karşısında caydırıcılığını yitirdiği ifade ediliyor.
Sigara fiyatlarının belirlenmesinde uluslararası kabul görmüş bir dengenin dikkate alınması gerektiği belirtiliyor. Bu dengeye göre bir paket sigaranın fiyatının yaklaşık 5 litre benzin fiyatına denk gelmesi gerektiği vurgulanıyor. Mevcut akaryakıt fiyatları göz önüne alındığında, Türkiye’de bir paket sigaranın taban fiyatının 300 TL olması gerektiği savunuluyor. Bu seviyenin, tütünle mücadelede daha etkili bir sonuç vereceği öngörülüyor.
Sigara zamlarının enflasyonu yükselttiği ve kaçakçılığı teşvik ettiği yönündeki iddiaların bilimsel dayanağı olmadığı belirtiliyor. 2002-2019 yılları arasındaki verilerin analizine göre, sigara fiyatlarındaki artışlar ile genel enflasyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı ifade ediliyor. Ayrıca, etkin denetim mekanizmalarıyla kaçakçılık riskinin kontrol altında tutulabileceği vurgulanıyor.







